Prof. Dr. Osman Kaşıkçı, Osmanlı'da Devlet Başkanlığı çalışmasında; Osmanlı Devleti’nin şekli, devlet şeklinin meşruiyeti, padişahların yetki, görev ve sorumlulukları üzerinde duruyor. Osmanlı’da devlet
başkanlarını teker teker ele alan bir çalışma değil Osmanlı'da Devlet Başkanlığı, devlet başkanlığını bir
sistem olarak ele alan bilimsel ama herkesin rahatlıkla okuyup bilgi edinebileceği bir eser.
Yitik Hazine Yayınları tarafından yayınlanan Osmanlı Devlet Başkanlığı adlı eserinde, Osmanlı hanedanının, bir taraftan kut verilmiş aileye mensup olması diğer taraftan da halifeden beylik alametleri almasıyla çift taraflı olarak ait oldukları toplumu yönetme hakkını devletleri yıkılıncaya kadar ellerinde bulundurduklarına
dikkat çeken Prof. Dr. Osman Kaşıkçı; "Bu husus öylesine kabul görmüştür ki Osmanlı hanedanının bu hakkının sorgulandığına dair elimizde kayda
değer bir bilgi bulunmamaktadır. Sadece Osmanlı Devleti’nin son zamanlarında Kureyşî olmadıkları için halifeliklerinin meşruluğu zaman zaman tartışma
konusu olmuştur" diyor.
Devlet başkanlığı denilence ilk akla gelenin yazılı bir anayasa olduğunu
dikkat çekiyor Prof Kaşıkçı ve diyor ki; "Çünkü devlet başkanının kim olacağı nasıl seçileceği hep anayasalarda belirlenir. 1876 tarihine kadar Osmanlı Devleti’nin yazılı bir anayasası yoktur. Yazılı bir anayasa olmamasına rağmen Osmanlı Devleti’nin 600 yıl nasıl devlet başkanı seçtiği ve ülkeyi yönettiği
dikkat çeken bir konudur. Bu durumda yazılı olmayan anayasa kurallarının devreye girdiği anlaşılmaktadır"
Özetlersek, Osmanlı Devlet Başkanlığı, asırların
birikim ve
tecrübeleriylebüyüyen bir
sistemin adı. Her
sistemin ya da o
sistem üzerine bina edilen devletlerin bir ömrü vardır. Bu süreci kuruluş, yükseliş ve çöküş dönemleri ile yaşayan Osmanlı, 1299 tarihinde başladığı tarih
yolculuğunu 1923 yılında tamamlamıştır. Bu muhteşem zaman dilimine hükmeden bir devletin
sistemigünümüzde de
sosyal bilim
uzmanları ve hukukçuların
dikkatini çekmeye devam etmektedir.
Osmanlı’nın merkeziyetçiliği, anayasası ve kanunları üzerine bir sistem analizinin yapılması idare sisteminin gerçekçi değerlendirilmesi adına elzemdir. Bu noktada bugüne kadar ortaya konan eserler, ne yazık ki münferit padişah biyaografileri halinde ele alınmış ya da hamasi üslupların dışına çıkamamıştır.
Muasır devletlerle şekil itibariyle benzerlikler taşımasına rağmen Osmanlı idaresi ve yönetim biçimi, kendine has hususiyetleriyle oldukça farklıdır. Mesela en kestirme yoldan Osmanlıya teokratik bir devlet diyebilmeniz için teokrasinin anlamına yeniden göz atmanız; bu gibi genel ifadeleri Osmanlı’ya göre ayarlamanız gerekir. Çünkü o dünya üzerinde ama kendi özelinde eşi görülmemiş bir devlettir.
Altı bölümden oluşan eser, Osmanlı Devlet’inin Şekli ve Meşruiyetini, Devlet Başkanı Olmak İçin Gerekli Şartları ve Devlet Başkanı Olma Yollarını, Devlet Başkanının Yetki ve Görevlerini, Devlet Başkanının Sorumluluğunu, Devlet Başkanına Karşı İşlenen Suçları, Devlet Başkanının Görevinin Sona Ermesini inceleyerek okurun istifadesine akademik bir dille sunuyor.
Tarihi olayları analiz ederken yorum yerine bilgi vermeyi tercih eden bu akademik eserde bir çok soru da kendi doğallığı içerisinde cevap buluyor. Osmanlı Sultanları’nın sınırsız yetkilere sahip olup olmadığını, kanunların hazırlanmasındaki yetkilerini, Osmanlı Devleti’nin teokratik olup olmadığını, saltanat ve hilafet sisteminin İslâmî kaynaklara dayanıp dayanmadığını, hanedanın varisi olma şartının zaman içerisinde ne gibi değişiklikler geçirdiğini, kadınların neden hükümdar olamadığını, 36 Osmanlı hükümdarından 14’ünün hal edilme sebeplerini ve tüm olayların ardındaki nedenleri merak edenler için ‘Osmanlı Devlet Başkanlığı’ gerçekçi ve objektif bir Osmanlı değerlendirmesi sunuyor okuruna..
Esere göre, Osmanlı'da Devlet Başkanı olabilmek için gerekli şartlar şöyle sıralanıyor:
Osmanlı'da Devlet Başkanı Olmak İçin Gerekli Şartlar
Saltanatlarda bir kişinin sultan olabilmesi için herhangi bir şart gerekmediği, sadece padişahın oğlu ya da ailesinden olmanın yeterli olduğu şeklinde yaygın bir kanaat vardır. Ancak yakından incelendiğinde meselenin bu kadar basit olmadığı görülür. Bu sebeple burada Osmanlı Devleti’nde saltanata varis olabilmek için ne gibi şartlar arandığını yakından incelememiz yerinde olacaktır.
A- Osmanlı Hanedanının Erkek Evladı Olmak
(...) Osmanlı tarihi boyunca padişahların kızları ve kızlardan dünyaya gelen oğulların padişahlığı gündeme gelmemiştir. Bu anlayışın hem eski Türk hem de İslam hukuku teori ve uygulamasına dayandığı söylenebilir. (..)
B- Akıllı Olmak
İslam hukukunda halife olabilmek için kişinin âkil (akıllı), bâliğ(ergen) ve reşit (ergin) olması gerekir. Bu hususlar eda (fiil) ehliyetinin şartlarıdır. Böyle bir ehliyet şartının aranmasının temelinde kişilerin kendileri için işlem yapmalarının uygun görülmediği durumlarda, devlet işlerinin kendilerine havale edilemeyeceği anlayışı yatmaktadır.
Dolayısıyla ehliyeti ortadan kaldıran hallerden birisine maruz kalmış bir kişinin de devlet başkanlığı söz konusu olamaz. Bu yüzden İslam hukukçularına göre akıllı olmayan kişinin devlet başkanı olması mümkün olmadığı gibi görevde iken akıl hastası olan kişinin de devlet başkanlığından indirilmesi gerekir. (...)
C- Duyu Organları Tam Olmak
İslam hukukçularına göre devlet başkanı olacak kişinin duyu organlarının tam ve vazife yapar vaziyette olması gerekir. Buna göre kulak, burun, göz ve dili yerinde olması gerektiği gibi sağırlık, dilsizlik ve körlük gibi bu organların vazife yapamaz durumda olmaları da devlet
başkanı olmaya engeldir. Ancak koku alma, tat alma ve hissetme duyusunun olmaması veya eksik olması halife olmaya engel değildir (...)
D- Bilgi ve Tecrübe Sahibi Olmak
1-Şehzadelerin Eğitimi - 2) Şehzadelerin sancağa çıkması...
(Haber 7)
Kitapla ilgili teknik bilgiler ve internet üzerinden sipariş şartlarını görmek için bu linki kullanabilirsiniz