Bir önceki hafta yayınlanan (Haşa!) "Allah'tan korkmuyorum!" başlıklı yazı bazı yanlış anlaşılmalara vesile olmuş.
Aldığım e-mail mesajları bunu gösteriyor çünkü. Maillerin toplamını iki ayrı kategoriye ayırabilirim. Birincisi yazının başlığında geçen "Allah'tan korkmuyorum" cümlesini okuyup kaleme sarılan okuyucularımız. Bunları tebrik mi edeyim yoksa tenkit mi karar veremedim. Üzerinde birkaç gün düşündüm; tebrik veya tenkit noktasında aklımın ikna, kalbimin tatmin olduğu bir yer bulamadım kendime ve bunu olduğu gibi sizlerle paylaşayım dedim.
Şöyle ki: Bu okuyucuları tebrik etmek lazım; zira "Allah'tan korkmuyorum" cümlesini görür görmez, onları bilgisayar başına oturtan, dinî hassasiyetleri. İnancım o ki dinî hassasiyeti olmayan bir insan okuduğu bir yazı başlığından hareketle zaman ayırıp yazarına mail yazmaz. Fakat yazının muhtevasını okumadan hemen kaleme sarılma ne kadar doğru? İşte meselenin tenkit edilecek yönü burası.
Tavzihte bulunayım. "Allah'tan korkmuyorum" diyen ben değilim. Bir başkası. Okuduğunuz o yazı, "buna ne diyorsunuz?" diyen okuyuculara hitaben yazılmış cevabî bir yazı. Hatta bu türlü yanlış anlaşılmalara kapı açar endişesi ile velev ki başkasının sözünü aktarma bile olsa "Allah'tan korkmuyorum"un başına "haşa!" sözcüğünü ben ilave ettim.
İkincisi; o yazı baştan sona Allah'tan korkmama değil, korkmanın gerekliliğini vurguluyor. Allah'a karşı sevgi ile O'na saygı ve hürmeti ihtiva eden korkunun, ürpermenin, irkilmenin bir denge içinde bizatihi Allah tarafından vaz' edildiğini ve bu dengenin muhafaza edilmesinin şart olduğunu anlatıyor. Cennet ve cehennemin varlığını, Allah'ın Kahhar ve Rahman olmasını hep bu dengenin unsurları ve sonuçları olduğunu nazara veriyor. Dolayısıyla sadece başlıktan hareketle fikir sahibi olmak mümkün olmadığı gibi, bir sonuca ulaşmak da yanıltıcı oluyor ve olacaktır.
İkinci kategorideki mailler ise havf ve haşyet kelimeleri ile alakalı. Kur'an'da Allah'tan korkmayı ifade eden yerlerde sadece haşyet değil, aynı zamanda havf kelimesinin de kullanıldığını dile getiriyor bazı okuyucularımız. El-hak doğru söylüyorlar. Şunu kabul etmeliyim ki; maksadımı tam manasıyla ifade etmekte yetersiz kalmışım. Maksadı aşan beyan değil, maksadı beyanda yetersizlik. Maksadım en genel manada Kur'an'ı da içine alan etimolojik ve semantik tahliller yapma değildi. Kaldı ki bir köşe yazısı ile sınırlı bir alanda bunu nasıl yapacaksın? Maksadım, Arapça kelimelerin Türkçe karşılıklarını verirken mana ve muhtevanın aynıyla korunamadığını, havf ve haşyet kelimelerinin Türkçede sadece "korkma" fiili ile karşılanmasının yanlış olduğunu, özellikle güncel Arapçada havf ve haşyetin farklı kullanıldığına işaret etmek ve söz konusu fark ile kullanım alanı bilinmeden yapılan yorumların yanlışlığını belirtmekti. "Her tercüme bir çeşit tahriftir" sözü bu durumu ifade eden ne güzel bir tesbittir.
Gerçekten Kur'an, değil bir ayet onlarca ayette Allah'tan korkmayı dile getirirken havf kelimesini kullanıyor. Bunu biliyorum. Hatta Kur'an özelinde mesele ele alınacak olursa karşımızda çok farklı sonuçlar da çıkacaktır. Sadece bir misal vereyim; Ali İmran Sûresi 173. ayette kâfirlerin inanan insanları, onlara karşı toplanmış orduları nazara verilerek korkun dediği yerde "haşyet"; 175. ayette ise Allah, şeytanın inananları kendi velileri ile korkuttuğunu anlattıktan sonra "Eğer gerçek müminler iseniz, onlardan korkmayın, Benden korkun" dediği yerde "havf" fiilini kullanıyor. Demek istiyorum ki havf ve haşyet deyip meseleyi Kur'an ekseninde incelediğimizde çok daha farklı sonuçlara ulaşmak mümkündür.
Okuyucularımızın hem dikkati hem de dinî hassasiyetleri her türlü takdirin üstünde. Müteşekkirim.
ZAMAN