Susmuştu zaman...
Tüm benliğimi yanıma alıp, oturmuştum usulca bana ayrılmış acılar köşesinde.
Ve başbaşa kalmıştık,bir ben birde benliğim.
Çok benziyormuşuz, öyle derler hep aslında hiç benzemezken.
Ben mutlu olmadığımda bile eksik olmazdı yanaklarımdaki o sahte gülücük.
O ise bunu hiç yapmazdı.
Hatta onunla başbaşa kaldığımda usulca kulağıma eğilir fısıldardı.
Aslında hep çeşit çeşi maskelerle gezdiğimi ben de hemen kaşlarımı çatar susması gerektiğini söylerdim ve o gittiği andan itibaren akardı gözyaşlarım birden gözseline dönerdi etraf, bu şekil uyuyakalır sabahta düne kaldığım yerden devam ederdim yine arsızca.
Belki de hiç kabullenenememekti beni ondan ayıran en büyük fark, belki de o anlamıyordu beni.
Dopdolu bir çevrede hergün kendinle kalmak ve uzlaşamamaktı beni yoran, avuçlarımdan tek tek kayıp giden umutlarımdı hergün beni yalnızlığa bir adım daha yaklaştıran.
Ve hep ben gibi insanların etrafımda maskelerle gezmesiydi beni umut etmeyi bile umut etmekten alıkoyan...
Hepsinden de kötüsü bunu hiç bir zaman anlayamamak ve anlatamamaktı.
Sonuçta kolay değildi her acıdan sonra dudaklarımı ve yüreğimi haykırmaması için susturmak.
Alışıyordum aslında bende, ne de olsa az izlememiştim hayellerimle, umutlarımla yüklü gemilerin bir bir batışını.
Yıllarca kurduğum hayallerim vardı benimde; masum. Herkesinki gibi
işte olacağına hep inanılan ama mutluluk etkisi anlık olan.
Sonra yanına tıkıştırdığım kocaman umutlarım vardı; etkisi hep 'gelecek' olan, çoğunlukla gelemeyen...
İşte bunlardı batışına alıştığım ya yanlış gemiye yüklüyordum yada arızalı.Çünkü ne yıllardır kurduğum hayallerimdi bu derece batmaya hazır olan ne de çok düşünüp tasarısından hiç vazgeçemediğim umutlarım.
Belki de deniz kızmıştı ve savuruvermişti hiç düşünmeden beni, belki de rüzgardı denizi kışkırtan.
Kimdi suçlu? Ben miydim yoksa, hiç yorulmadan aynı emeği verip sonucuna katlanan.
Ama bu saatten sonra ne önemi vardı ki bunların.Hepsi yağmalanmış, sömürülmüştü zaten.
Hiç peşimi bırakmayan yalnızlık; ne zamana kadar mutluluğa açılan kapılarımın kilidini açacaktı.
Bu dünyada değildi belki de anahtar. Ecel gelmeden de göçemezdin ki dünya dışına.
Ölmek gerekli dünyadan bağını koparmak için.
Bunun için de ya eceli beklemeli ya da beklememeli, tüm birikmiş umutlarınla göç etmeli...