Günün Haberleri   |   Giriş sayfam yap   |   Favorilere ekle   |   Künye   |   İletişim   |   Sitene haber ekle


 
Hava Durumu VAN
14 / 3
 
 
 
 
 
Cemaat
 ERGUN BABAHAN 21 Şubat 2012 Salı  

Bir insan en sevdiği varlığa kaybederse bu acıyla nasıl yaşar?
Bir arkadaşım kız evladını kayak kazasında kaybettiğinde aklıma bu soru gelmişti.

Taziyeye gittiğimde de bir türlü rahat edememiştim, 17 yaşında, hayatının baharındaki genç bir kız vefat ederken bizim yaşıyor olmamız ayıp gelmişti nedense bana.

Aile, inancına sarılarak acıya dayanabiliyordu elbette.

Oğlunu bir kazada kaybeden anneyi canlandırdığı Rabbit Hole filminde Nicole Kidman, kendisini “Tanrı oğlunu melek yapmak için aldı’’ diyerek teselli etmeye çalışan bir çifti, ‘’Tanrı neden kendine yeni bir melek yapmadı’’ diye azarlıyordu. Annesi ile Tanrı’nın kararları üzerine tartıştığı bir sahne de vardı.

Hepimizin acıyla mücadelede farklı bir yöntemi var.

Ancak inanç, özellikle de Tanrı’ya olan inanç bu mücadelenin en önemli dayanaklarından biri.

Elbette insanoğlu sadece acıyla mücadele etmek için inanmaz, inanmak bir anlamda paylaşmaktır.

The Wall Street’in Cumartesi günkü sayısında “Ateistler İçin Din” kitabından uzun bir alıntı yayınlandı.

Alain de Button’un “İnançsızların kullanımı için bir rehber” alt başlıklı eseri Batı’da büyük bir yankı uyandırdı.

Button’un da vurguladığı gibi, çoğumuz modern hayatın rekabet koşulları karşısında çaresiziz. Modernitenin kaybettirdiklerinin başında ise bir topluluğa aidiyet duygusu geliyor.

Yaşlanma veya geride kalmış bir altın çağa hasret duygusunun ifadesi olarak sık sık çocukluğumun Eşrefpaşa’sının komşuluk ilişkilerine atıf yapıyorum.

Eşrefpaşalılık önemliydi, komşuluk açısından, değerler açısından ve elbette aidiyet açısından.

Hafta sonu denize mahallece giderdik, akşam üzerleri kapı önlerinde oturur çekirdek yerken babalarımız rakılarını yudumlar, annelerimiz cevizli çaylarını içerdi.

Arada kavga da ederdik ama komşunun zor anında yanında biterdik.

Ekmek parası derdi herkesi bir yana savururken bu mahalleyi ve kültürünü bitirdi.

Yepyeni bir kültür yerini aldı eskinin, her koyunun kendi başından asıldığı bir kültür.

Buna bir de dinin baskı altına alınması süreci eklendi.

İnsanlar, özellikle büyük kente göç edenler, kendilerini yalnız ve çaresiz hissettiler.

Burada cemaat dediğimiz olgu devreye girdi aslında, insanların ne iş yaptıklarından çok insan kimliğiyle ilgilenen cemaatler, devletin ve modern toplumun yapayalnız bıraktığı insana bir çıkış kapısı buldu.

Cemaatte insanlar yalnız olmadıklarını fark ettiler.

Botton buna restoran ile Hıristiyanlığın 364’e kadar süren İsa’yı anmaya yönelik yemeklerini kıyaslayarak örnek veriyor. İsa’yı anmak için bir araya gelen Hıristiyanlar, Son Yemeği anarken İsa’ya ve birbirlerine olan bağlılıklarını yenilerlermiş. 364 yılında yemekte aşırılığa kaçılmaya başlandığı gerekçesiyle kaldırılmış bu yemekler.

Bugün yine restoranlarda bir araya geliyor insanlar ama birbirine değmeden, konuşmadan. Birbirimizle ilgilenmekten belki de çok sıkça aynı mekanda bir araya geldiğimiz insanlara değer vermiyoruz eğer bir işimiz düşmemişse...

Cemaatler ise böyle değil, insanların birbirine dokunduğu yerler oralar.

O yüzden siyaseti, iktidarı çokça tartıştığımız şu günlerde insanların sahip oldukları ender sivil örgütlenmelerden birini karalamaktan kaçınmakta fayda var gibi geliyor bana.

Evet, cemaat ve siyaset iki ayrı örgütlenmedir ama birinin varlığı diğerinin yok olmasına bağlı değildir.

Aslında dayanışma anlamında cemaatin zayıflaması, askeri vesayetten tam kurtulamamış ülkeler için sivil siyasetin de zayıflamasıyla eşanlamlı olabilir.

Türkiye yargı gibi, siyasetin de kendini dokunulmaz, sorgulanmaz kabul ettiği bir dönemden geçiyor.

Her şeyi birlikte öğreniyoruz. O yüzden yaşadığımız deneyimden korkmamak lazım.

STAR

Yazdır   Önceki sayfa   Sayfa başına git  
  Toplam yorum 0   Onay bekleyen 0  


Yorumunuz editörlerimiz tarafından incelendikten sonra yayınlanacaktır.
 

Bu yazı henüz yorumlanmamış...


 Yazarın Diğer Yazıları
 
  ÇOK OKUNANLAR
  YAZARLAR

 
Prof. Dr. İsa YÜCEER
 
HZ. ÖMER’İN MÜSLÜMAN OLUŞU

 
Rüstem GARZANLI
 
Süt Şahane Gerisi Bahane

 
Sabri ALTUN
 
Baykuş’un Gözleri

 
İbrahim KAYGUSUZ
 
Mutezile ve akıl-nakil tartışmaları (I)

 
Fuat TÜRKER
 
Hayatımızın Bileği Taşı: Zorluklar

 
Alev Ayyıldız
 
Bir Harcanmışlığın Hazin Öyküsü

 
Mehmet Emin KUŞ
 
İbn-u Hazm

 
İsmail AKSOY
 
Senin için her gün “anneler günü” annem!

 
Prof. Dr. Musa Kazım YILMAZ
 
Zimmilere (Gayri Müslimlere) Tanınan Haklar

 
Altuğ ÖZTÜRK
 
Anneler Gününüz Kutlu Olsun

 
Ahmet TANYERİ
 
Ey Medine (Şiir)

 
İzzet OFLAS
 
EŞEĞİN İTİRAZI

 
Mustafa CİLASUN
 
Aşkın narı, ruhun arı, kalbin edeb-i melalidir!

 
Ali SİNOĞLU
 
DEPREMİN ACI İZLERİ

 
Necmi ÜNLÜ
 
Kötülüğe İyilik

 
İbrahim Akın
 
Kadrolu Din Adamı Olunmaz

 
Selçuk AKYÜZ
 
Işık

 
Mehmet Emin TOPRAK
 
Kurumlarımız Sayın Rektörümüzü Örnek Almalı

 
Sadık Yalsızuçanlar
 
Ben Kerbela’yım

 
Ahmet D. MİLASLI
 
Berzani Neden Ankara'ya Geldi?

 
Resul Yersiz
 
Bir Hayat Hikayesi

 
Ali Rıza BAYZAN
 
TASAVVUF’TA RÜYALAR

 
Celal KAPLAN
 
Bakma öyle, konuş!

 
Mehmet ÇALIŞKAN
 
GÜZEL DÜŞÜNMEK
 
 
 
İLETİŞİM
  BASINDAN SEÇMELER
  ÇOK YORUMLANANLAR
  KİTAP DÜNYASI
SON DEPREMLER
  ANKET
  GENÇ KALEMLER

 
Şüheda YAZAR
 
SEVGİ İSRAFI

 
Bilal Emre YİĞİN
 
KAN KUSAN ZAMANLAR

 
Zuhal KAYGUSUZ
 
Bahara Düşlerimi Vurdum

 
Sümeyye KAYA
 
Aşk'a Serenat

 
Rukiye YAŞİN
 
Yüreğimden Koparılan Çiçeğime

 
Besna YURTBAY
 
Sen Gideli

 
Özkan İDOĞ
 
OYSAKİ BEN SANA NEFSİ VAHDE-İ MÜTEKELLİM GİBİ GELDİM
  PİYASALAR
       
  1,8300   2,3270  
       
  56,936   93,9461  
 
 
RSS

Add to Google
Van AsyaNur'da yayınlanan her türlü yazı ve haber kaynak belirtilmeden kullanılamaz.  Sayfalarımızda kaynak belirtilerek yayınlanan haberler ilgili kaynağa aittir ve bu haberlerin kopyalanması durumunda, tüm sorumluluk kopyalayan kişi / kuruma ait olacaktır. Başka kaynak veya gazeteden alıntı yazarlar ve site yazarlarına ait yazılardan dolayı Van AsyaNur sorumlu tutulamaz. Tasarım & Programlama