Hayat çok garip, acısı-tatlısı, sevinci-üzüntüsü, neşesi-sıkıntısı v.s. hep zıtlıklarla dolu bir serüven. Bizler kendi alemimizde, bize dünyalar kadar görünen sorunlarımızla boğuşurken, öte yandan nice insanlarımız açlıktan,nice insanlarımız terör belasından ve nice insanlarımızda deprem, sel, yangın, trafik kazaları ve benzeri felaketlerle karşılaşmaktadırlar.
Bu tür hadiseler haddizatında bizim kendimize gelmemiz, iç alemimizde kendimizi muhasebeye çekmemiz ve ciddi bir otokontrolden geçmemiz için Cenab-ı Hak tarafından bir uyarı ve bir ikaz iken, her nedense bu ilahi ikazı es geçip, geçici bir üzüntü veya sağa sola akıl vermek için bulunmaz bir fırsat olarak değerlendirme vahametini yaşıyoruz. Bundan önceki yazımda da belirtiğim gibi, bu tür afetlerin çoğunluğun hatalarından kaynaklandığını izah ettiğim için tekrar detayına girmeyeceğim. Burada kısaca depremin, bizlerin üzerine bıraktığı olumlu ve olumsuz yönlerine değinmek istiyorum. Belki içinizde depreminde olumlu yönü mü olur diye kızanlar olabilir. Bir musibette zahmet varsa, elbette onu izale edecek bir rahmet arkasından gelir. Efendimiz(s.a.v.) bir hadisi şerifinde "Bir musibet bin nasihatten evladır” buyurarak, bu tür afetlerden çok dersler çıkarabileceğimizi, çok ibretler alarak hayatımızın seyrini değiştirebileceğimizi, bu canı bizlere bağışlayan Rabbimize,kulluk vazifemizi bihakkın yapmamız, ibadetlerimizi aksatmadan tadili erkan ile yerine getirmemiz hususunda azami bir çaba göstermemiz, Sünnet-i Seniyyeye harfiyyen uyarak sünnet endeksli bir hayat yaşamamız, aile efradımızla birlikte tüm Allah dostları ile dostluk bağlarımızı güçlendirerek birbirimizi Allah için sevip saymamız, dünya malının ve servetinin bir hiç olduğunu depremde daha iyi hissettiğimiz için mal ve mülkün bizlerin değil Allah’ın olduğunu, bizler sadece o mal ve mülkün emanetçisi olduğumuzun bilincinde olarak dünya malına taparcasına muhabbet besleyenlerden olmamamız, bedenimizin de aynı şekilde bizim değil, Allah’ın sanat eseri olduğu için bu bedeni kirletmeden, tertemiz bir şekilde, Allah’a iade etmemizin şuurunda olmamız gerektiğinin bilincinde olursak, depremden olumlu etkilenmişiz demektir.
Bir de depremin bizlerde bıraktığı olumsuzluklara kısaca değinirsek, bir kısım nasipsiz insanlar gittikçe aç gözlü olmaya başladılar, ibret alacaklarına daha saldırgan, hırçın,gelen yardımların hepsinin kendileri dışındakilere ulaşmasına fırsat vermeyen hareketlerin içine girmeleri, çadırsız kalan binlerce insan olmasına rağmen haksız bir şekilde onlarca çadır almaları, evlerine giremeyip terketmek zorunda kalanların evlerine girerek eşyalarını çalmaları, aynı şekilde işyerlerine girerek hırsızlık yapmaları ve bunlar gibi bir sürü olumsuzluklarla karşılaşmamız üzüntü verici olduğu kadar utanç verici hareketlerdir. Şu an sizlerle bir anket yapıp, ”Türkiye’nin en önemli sorunu nedir?” diye sorulursa, eminim ki ekseriyetle “işsizlik” diye cevaplıyacaksınız. Evet işsizlik önemli bir sorun, fakat iyice düşünüp tahlil yaptığımızda işsizlikten daha önemli şu sorunlarımızın olduğunu göreceksiniz.
1-Utanmazlık
2-Vicdansızlık
3-Ahlaksızlık
4-Umursamazlık
Bizler Van depreminde yukarıda saydığımız hastalıkları birebir yaşadığımız için, deprem sonrasında bazı televizyon kanallarında kin ve ırkçılık kokan öyle tuhaf, çirkin, ahlaksız ve vicdansız tepkiler aldık ki, inanın biz depremzedelerin adeta nutku tutuldu. Bunlardan sadece birkaçını sizlerle paylaşmak istiyorum. ”Devletin yapamadığını Allah yaptı ve Van ile Erciş’i yerle bir etti.Deprem ile terör örgütü arasında bağlantı kurarak, şehit ailelerinin ettiği bedduaları bu depremi oluşturduğunu, hükümetin afet bölgesine yardım göndermemesini, kürtlere yardım gönderildiği halde bu yardımların terör örgütüne gideceği hezeyanını savuran çirkef insanlar gördük. Ve yine Habertürk spikeri Duygu Canbaş, milyonlarca insanın gözleri önünde, hemde canlı yayında ”Tüm Türkiye,her ne kadar Van’dan da gelse bu habere hepimiz üzüldük” gafıyla aklı-selim tüm Türk halkının vicdanını yaralamıştır. Yine Atv kanalında Tatlısert programında Müge Anlı içindeki kinini kusarak şövenist ırkçı bir söylemle ”Canınız istediği zaman polis ve Mehmetçiğe taş atıyorsunuz, kuş avlar gibi gibi dağlarda vuruyorsunuz. Bir şeyde olduğunda haydi polis gelsin, haydi Mehmetçik gelsin diyorsunuz. Böyle zor günlerde ah canım-cicim, sonrada kuş avlar gibi bunları avlayalım. Dengeleri kuralım, insanlar hadlerini bilecek, onlara taş atanların elleri kırılsın. ”Ben senin bu esef verici sözüne, depremden 5 gün önce Bitlis-Güroymak ilçesinde 18 Ekim 2011 tarihinde yola döşenen mayının patlaması sonucunda şehit olan 5 Polisimizden biri olan şehit Polis Şaban Kılıçaslan’ın eşi İnci Kılıçaslan’ın şu düşündürücü sözleriyle cevap vermek istiyorum. ”Van’daki depremzede kardeşlerimiz için bir kampanya düzenledim, 9 yaşındaki kızım Almira’da bu yardıma kayıtsız kalmayarak okullarında para toplayıp bana destek oldu. Almira’ya sorduğumda,anne babamda sağ olsaydı bu kampanyaya destek olurdu, onun için bende katıldım. ”Bu kampanyaya tepki gösteren komşularına , İnci Hanımın cevabı çok enteresandır. ”O Van ve Erciş’teki kardeşlerimizin acısını yüreğimde hissettim. Bu yüzden yardımda bulunmak istedim, benim eşimi öldürenlerin kürtler yada doğuda yaşayanlar olmadığını dünyaya göstermek için özellikle bu kampanyayı yaptım. İnşaallah hepsini ısıtacağız, orada soğukta bırakmayacağız, belki fert olarak yardımım oraya az olacak, fakat manevi duygularımın oraya ulaşmasını dünyaya duyuracağım.”
Türkiye’de Müge hanımların sayısının bin katı İnci Hanımlar mevcuttur Elhamdülillah.Van depreminde enkaz altında kalanların hepsi Kürt olmadığı gibi, yüzlerce Türk kardeşlerimizde çoluk-çocuğuyla enkaz altında kalıp şehit oldular. Bizi birbirimize bağlayan o sağlam İman bağını koparmaya çalışarak, kardeşçe yaşayan bizleri, ırkçılık tohumlarını ekerek aramıza fitne sokmak isteyenleri Kahhar-ı Zülcelal’e havale ediyoruz. Bunu hiçbir zaman aklımızdan çıkarmayalım ki, acının ve ölümün coğrafyası olmaz. Çünkü gözyaşının rengi dünyanın her yerinde aynıdır, başkalarının ölümüne gülümseyen herkes günü geldiğinde kendi gözyaşlarında boğulur. Böyle bir duruma sevinen insanların vicdanlarından ve insanlıklarından şüphe duymamak mümkün mü? Bu tür insanların acilen “Vicdan Aşısı” yapmalarını öneririm.