İnsanlar, toplum ile birlikte yaşamak zorundadırlar.Tek başına yaşama, çok zor olacağına göre, insanlarla iyi geçinmenin yollarını aramalıdır. Her asırda, insanlar ,kurallar belirleyerek,ortak bir nokta bulmuş, daha iyi yaşayabilmenin formüllerini hep aramışlardır.
Bununla birlikte, toplumun düzenini bozarak, kendine faklı bir hayat tarzı belirlemek isteyenler de her zaman olmuştur.
Bazen de, normal yaşantı devam ederken,çeşitli sebeplerle,sonradan,tavır değiştiren, "illede benim dediğim olacak" düşüncesine, sahip olanlar da olmaktadır.
,
Her zaman olduğu gibi, günümüzde de, her şey normal devam etmez. Çeşitli sebeplerle, görüş ayrılıkları meydana gelebilir. Bu, hal, bazen müsbet olduğu gibi, bazen de menfi olabilir.
Bizlerin böylesi olaylar karşısında ne yapmamız gerekir?
Bizler müslüman olduğumuza göre, ölçümüz de, Kur'an ve Hadislere dayanmalı, Peygamberimiz'in (asm) ölçülerini rehber olarak kabul edip, yaşantımızı ona göre düzenlemeliyiz.
Allah(cc), Kur’ân-ı Kerimde; "Ey iman edenler! Zandan sakının; zannın çoğu günahtır.Kusurları araştırmayın, gizli sırlara vakıf olmaya çalışmayın. Birbirinizi gıybet de etmeyin"buyurmuştur.(1)
Herhangi bir delile dayanmayan, sadece zanna dayanan kötü düşünce haramdır.Çünkü su-i zan, geçmiş hadiseleri de hatıra geirerek, sanki hepsi o an olmuş gibi tasavvur edip, kardeşi hakkında kötü düşünmeye sevk eder.
Bediüzzaman hazretleri, Risale-i Nur, adlı eserinde: "Hem, meselâ, sû-i zan ve sû-i te'vilde, bu dünyada muaccel (acele) bir cezâ var. “Men dakka duka” kaidesiyle, sû-i zan eden, sû-i zanna mâruz olur. Mü'min kardeşinin harekâtını sû-i te'vil edenlerin harekâtı, yakın bir zamanda sû-i te'vile uğrar, cezâsını çeker. " buyurmuşlardır.(2)
Öyleyse, bizler,başkaları hakkında "Hüsn-ü zan" etmeliyiz.Yani iyi düşünmeliyiz.Herkesin bizden daha iyi olabileceğini düşünerek, Su-i zan edip, nefsimizi temize çıkarmamalıyız.
Merhum, Hadimi-İmam Birgivi hazretlerinin, "Tarikat-ı Muhammediyesine (asm) yazmış olduğu şerh de şöyle bir ölçü belirlemiş: "Bir mü'min, başka bir mü'mini büyük günah işlerken görse,bir kaç defa gözlerini silmeli,"acaba yanlışmı görüyorum?" demelidir.Daha sonra ,emin olduğu zaman da"Fesübhanallah! bir mü'min bunu yapmaz.Bu şahıs iyi bir insandı.Nasıl oldu böyle bir şeye düştü?Allahım! sen onu affeyle" demeli ve kimseye söylemeden oradan çekip gitmelidir. İşte bir mü'minin diğer bir mü'mine karşı göstermesi gereken tavır budur."
Asr-ı Saadet'te yaşanan bir misal de şöyle: Nuayman adında bir sahabi,Bedir savaşında bulunduğu rivayet edilen bir zevattır.O, içki yasak edilmiş olmasına rağmen, içki içmeye devam ediyordu. Pek çok defa sarhoş olarak yakalandı; bir keresinde de Huzur-u Nebevi'ye(asm) getirildi. Orada bulunanlardan birisi Nuayman'ı kastederek:
"Allah cezanı versin. Sen ne kötü adamsın. Bu kaçıncı oldu, böyle huzura geliyorsun!" türünden sözler sarf ediyordu. Bunu duyan Allah Resûlü(asm), "Kardeşinize karşı şeytana yardımcı olmayın. Allah'a yemin ederim o, Allah ve Resûlü'nü sever." buyurdu.
İşte, Efendimiz'in (asm) bir mü'min hakkındaki ölçüsü buydu. Asr-ı Saadet'te buna benzer daha pek çok örnek hâdise vardır.
Özellikle de günümüzde mü'minler birbirlerine hep bu nazarla bakmalıdırlar.Allah(cc) ,pek çok kusurlarımız olduğu halde, yağmuru kesmemekte, gökten ve yerden akıp gelen rızıkların önünü almamakta ve bizleri aç, susuz bırakmamaktadır. Bu sebeple mü'min, Kur'an ahlâkı ile ahlâklanmalı ve kardeşleri hakkında mümkün oldukça hüsn-ü zan etmelidir.
Hüsn-ü Zan İmandandır:
Hüsn-ü zan sahibi olaylara ve hadiselere Allah(cc) hesabına ve hikmet-i ilâhi noktasından bakar. Her şeyi Allah'ın eseri ve sanatı olduğunu, hikmetle yaptığını, her şeyin rahmet ve kereminin eseri olduğunu bilir, her şeye ümitle bakar, olumlu ve pozitif düşünür. Her şeyde bir hayır olduğunu, Allah'ın(cc) sonucu hayırla neticelendireceğini düşünür. Hayatını mutlulukla geçirir.
Bakınız, Bediüzzaman hazretleri, ne güzel ifade kullanmış:"Güzel gören güzel düşünür,güzel gören hayatından lezzet alır."
Güzel düşünmek, olumlu düşünmek demektir. Olumlu düşünen etrafına mutluluk saçar; hem kendisi mutlu olur, hem de başkalarını mutlu eder.
Sosyal hayatta yaşamak durumunda olan bizlerin, gerek şahsi hayatımızda, gerekse toplum hayatında, huzur ve güven içinde olabilmemiz, biribirlerimize olan güven ve itimada bağlıdır. Güveni ve itimadı sarsan en önemli hususların başında “Su-i zan” gelmektedir. Su-i zan, gıybet, dedikodu, iftira gibi sosyal hayatı zehirleyen ve kişisel hayatın huzurunu kaçıran en büyük etkendir. Bu nedenle “insan hüsn-ü zanna memurdur.” Daima insanlara güvenmeli ve itimat etmeli, etrafına da güven ve itimat telkin etmelidir. Bu da hüsn-ü zanna bağlıdır. Allah'a güvenmek de önemli bir ibadettir. Bu ibadete “tevekkül” adı verilmektedir. Kaynağı ise “Allah'a hüsn-ü zan beslemektir” ki yüce Allah da “Ben kulumun bana olan zannı üzereyim. Kulum benim hakkımda ne düşünürse ben ona öyle muamele ederim” buyurarak hüsn-ü zannın ne derece önemli olduğunu ifade etmiştir.
Bizler insan olduğumuza göre elbette kusurlarımız olacaktır.Önemli olan ,yaptığımızın farkına varıp,yanlışımızdan geri dönmektir. İnat ederek, ben mutlaka haklıyım diye direnmek,aslında haksızlığın ifadesidir.
Bize düşen, Rahmet ve bereket ayı olan Ramazan-ı Şerifte, iyi şeyler düşünüp, günahlarımız için Allah'tan mağfiret dileyerek, bir sonraki Ramazan'a kavuşabilme umuduyla, dualar etmektir.
Allah'tan(cc) , bizlere, hayırlar ihsan etmesini, birlik ve beraberlik içerisinde,nice Ramazanlara kavuşturmasını temenni ederim.
(1) Hucurat suresi 49
(2) Lem’alar, s.652