Allah kuluna merhametiyle muamele etmiş ve kullarına kendi kelamını indirmiştir. Böylece beşer O’nun kelamının muhatabı olarak ondan istifade etme imkanı bulmuştur. Yeryüzündeki sözler içinde Allah’ın kelamının en doğru, en mükemmel, en yönlendirici ve hayra çağıran söz olduğu açıktır. Yer küredeki insanlar Kur’an’dan istifade ederek bu güzelliğe kavuşacaklardır. Allah’ın kendi kelamını vahiy yoluyla peygamberinin elçiliğinde insanlara ilettiği gerçeği iman esaslarından bir esas olarak kabul edilecektir. İnsanların duyduğu ve muhatap olduğu sayısız sözler içinde ilahi kelamın ayrı bir yeri ve önemi vardır.
Burada temel mesele vahiy gerçeğidir. Önce bunun Allah ile kulları arasında bir iletişim yolu ve huzur kaynağı olduğu açık olarak görülecektir. Kelime olarak gizli olma yanında süratli söz, işaret, ilham etme gibi anlamları ihtiva etmektedir. Bu yolla Allah’ın kullarına ulaştırılmasını dilediği hususları meleği elinde peygamberine iletmesi yolu izlenmiştir. Bunun çeşitli usulleri ve uygulama biçimleri olmuştur (Şura 42/51). Hadisi kutsi olarak bilinen manaları Allah tarafından peygambere vahyedilen ve peygamberin de kendi sözleriyle ifade ettiği ve bunu kendisine Rabbinin bildirdiğini belirttiği bir yöntem söz konusudur. Allah’tan kelimeler değil, manalar gelmekte, peygamber bunu söze dönüştürmektedir.
Diğer yöntem ise peygamberin duyduğu sözlerin söylenmesi yöntemidir. Allah’ın sözü peygambere ulaştırılmakta ve sözün sahibi görülmemektedir. Hz. Musa’nın Tur’da aldığı vahiy perde arkasından alma buna uygundur. Bir diğer husus melek Cebrail’in peygambere vahiy getirmesidir. Bunda okuma ve kelimelerin peygambere iletilmesi söz konusudur. Cebrail Kur’an ayetlerini Hz. Peygambere okumuş ve bu yolla ilahi kitabı ona getirmiştir. Vahiy yolu Allah’tan peygambere Allah’ın kelamını aktarma yoludur. Peygamberden başkasının böyle bir özelliği bulunmamaktadır. Bu usulle kesin bilgi gelmektedir. İnsanlar buna uymak ve gereğince hareket etmek yükümlülüğü taşımaktadırlar. Peygamberlerin bilgi aldığı bir başta yöntem ilhamdır. Onlar bunu da uygularlar ve iletmekle emredildiklerini iletirler. Bunun sonunda Müslümanların elinde iki bilgi kaynağı oluşmuştur. Bunlar Kur’an/kitap ve sünnet/hadislerdir. Hadisler kendi içinde Hadisi kutsi ve hadisi nebevi kısımlarına ayrılmaktadır.
Allah kendi kelamını indirmek suretiyle insanın iki alemde mutlu olmasını sağlayan yolu göstermiştir. Burada peygamber bir elçi ve aracıdır. O kendisine verilenleri insanlara iletmekle yükümlü tutulmuştur. İlahi kitaplar suhuf denen sahifeler rivayette Hz. Adem’e 10, Hz. Şit’e 50, Hz. İdris’e 30 ve Hz. İbrahim’e 10 sayfa olmak üzere sayfalar indirildiği nakledilmiştir. İlahi kitaplar ise Hz. Musa’ya Tevrat, Hz. Davud’a Zebur, Hz. İsa’ya İncil ve Hz. Muhammed’e Kur’an indirilmiştir. Bunlardan Kur’an’ın dışındakilerin aslı aynen geldiği haliyle korunamamıştır. Asıldan bazı kısımlar, ifadeler ve mesajlar bulunmakla beraber bunlara insan elinin müdahale ettiğini ayetler haber vermiştir. İlave ve çıkarma yapılması ve aslın bozulması söz konusudur. Asıl nüshanın korunması çeşitli nedenlerle mümkün olmamış ayrıca Allah’ın onları koruyacağı ile ilgili bir vadi de bulunmamaktadır. Değiştirmenin yapıldığı ayetle haber verilmiş olduğundan burada ciddi sorunlar bulunmaktadır (Enam 6/91). Ahdi Atik ve Ahdi Cedid olarak anılan elde mevcut iki kitap bulunmaktadır. Hıristiyanların elinde bulunan ve Ahdi Cedid adıyla anılan kitap Allah’ın Hz. İsa ya indirdiği kitabın aynısı değildir. Elde dört ayrı İncil nüshası bulunmaktadır. Bunlar arasında birbirini tutmama ve ihtilaf söz konusudur. Mata, Luka, Markos ve Yuhanna İncilleri bulunmaktadır Allah’ın indirdiği ise tek İncil’dir. Hz. İsa’dan sonra çok sayıda İncil nüshası yazılmış ve İznik (325) ruhani meclisi diğerlerini imha ederken dört kitabı devam ettirmiştir. Allah’ın bu kitapların aslını adı geçen peygamberlere indirdiği bir İslam inancıdır. Elde mevcut olan ise tahrif edilmiş, tebdil ve tağyire uğramış, değiştirilmiş şekildir.
Kuran Allah’ın indirdiği haliyle kalmış ve kıyamete kadar da asıl haliyle korunacaktır. Önce Alak Suresinin ilk beş ayeti inmiştir. M. 610 da inmeye başlamış ve 632 tarihinde Hz. Peygamberin vefatıyla vahiy inişi son bulmuştur. Bir görev dahilinde ilahi mesaj insana iletilmiştir. Allah kendi kitabını toplu bir kitap halinde indirmemiş, onu ayetler ve sureler halinde indirmiş ve bu süreç yirmi üç yılda tamamlanmıştır. Bunlar vahiy katipleri tarafından Hz. Peygamberin emriyle yazılmış, daha sonra her inen ayet hangi surenin ayetiyse Cebrail’in Hz. Peygambere bildirmesiyle her biri yerine konmuştur. İniş sırası ile Kur’an’da sıralanış biçimi aynı değildir. Cebrail’in getirdiği bilgiler çerçevesinde sıralanmıştır. Süre ve ayetlerin bir kısmı Mekke’de bir kısmı da Medine’de inmiştir. O hem ezberlenmiş, hem de yazıya geçirilmiştir. Yazılı metinle o dönemde elde mevcut olan malzemelere yazılmış kontrol edilmiştir. Hz. Peygamberin sağlığında vahin inişi devam etmiş olduğundan Kur’an’ın toplu bir kitap haline getirilmesi onun vefatı sonrasında gerçekleşmiştir. Bu asıl nüshadan çoğaltma yöntemiyle yeni nüshalar yazılıp bunlar çeşitli İslam merkezlerine gönderilmiştir. Allah da kitabını koruyacağını vaat etmiştir (Hicr 15/9). O tevatür yoluyla aktarılmıştır. O Allah’ın kelamı olma özelliğini hep korumuştur. Ona insan sözü girmemiş, ilahi ve Rabbani olarak kalmış, bu vasfı sürekli korumada tutulmuştur.
Kur’an ile Allah insanlara indireceği son kitabını indirmiştir. Bu yolla son söz söylenmiş, son kelam inmiş ve son din sunulmuştur. Son peygamber eliyle son mesaj iletilmiştir. Kur’an’ın inişinin tamamlandığı M. 632 tarihinden itibaren kıyametin kopmasına kadar geçecek zaman biriminde insanlar bu sözün muhatabı olduklarının bilincinde olacaklar, bu yolla gelen bilgilerden istifade edecek, emirleri alıp yasaklardan kaçınacaklardır. Bu kitap onun için indirilmiş, bu esaslar onun uygulaması için tespit edilmiştir. Kul Allah’ın kelamını okumak, öğrenmek ve ondan istifade etmekle bir zarar görmeyecektir. Yeryüzünde Kur’an’dan zarar gördüğünü iddia edebilecek kimse yoktur. Allah kendi kelamıyla kuluna zarar vermez. Kul kendi kendine kötülük eder. Beşer bu kelama kötülük ederek hiçbir olumlu sonuca varamayacaktır. Onu yıpratmak isteyen kendisi yıpranır. Ona zarar vermek isteyen kendisi zarar görür. O insanlığın saadeti için gönderilmiştir. İnsanın dünya ve ahiret mutluluğu onun temel hedefi olmuştur. İnsan kendisi hakkında belirlenen kurallara uymak suretiyle iki alemde bahtiyar olacaktır.
Bu ilahi kelama o uyacak, onu anlama çabası verecek, verilen mesajı alacak ve kendisini Allah’a yakın hissedecek, hem Allah hem de varlıklar ile irtibatını onun emirleri çerçevesinde tanzim edecektir. Onunla meşgul olurken neyi okuduğu, kimin kelamına ilgi duyduğunun farkında olacaktır. Burada asıl görev kulun Allah’ın ona neyi gönderdiğini bilmesi, mesajı alması ve onu hayatına yansıtmasıdır. O hayatta genel geçerli hale getirilmek için gönderilmiş ve beşerin iyiliği için yol göstermiştir. Allah’ın razı olduğu ve azap edeceği yolu göstermiştir. İnsan onda kendi hayatını ve akıbetini görecektir. Onda belirlenen meseleler insanın onları alıp özümsemesine yöneliktir. Bunlar insanlığın barışı, kardeşliği ve maslahatı için belirlenmiştir.
Burada asıl olan Allah’ın bu yolla kuluna ilettiklerini alıp kabul etmektir. Getirilen esasların tamamı insan içindir. Bu düşünceden hareketle insanın bu kitapla bağlarının ne düzeyde olduğunu tespit etmek gerekmektedir. Görünen o ki Allah’ın kelamı insanlara gönderildiğinden itibaren az sayıda insan buna yönelirken çoğunluk ona muhalefet etmiştir. Burada insan hayatına düzenleme getirilmekte, başka her bir insana görev ve sorumlulukları hatırlatılmaktadır. Hayatı nasıl geçirmesi gerektiği, nelere riayet edeceği, hangi hususları yerine getireceği, nelerden uzak olacağı ve kimlerle dostluk kuracağı gibi temel meselelere açıklık getirilmiştir. Doğrudan insanı ilgilendiren hususlar ortaya konmuş, ona yanlışlık yapmaması için uyarılar getirilmiş ve hidayete çağrılmıştır. En belirgini de ona düşmanı tanıtılmış olmasıdır. O da şeytandır. İnsan bunları dikkate alarak hayatına yön verecektir. Bu da ileri düzeyde mücadeleyi gerektirmektedir. Günlük hayatta beş vakit namaz, diğer yandan zekat, oruç ve hac yükümlülüğünü getirmiş, bunların yerine getirilmesini istemiştir.
İman esasları yanında ibadetler, muamelede dürüstlük, ahlak ilkelerine bağlılık, aile kurumunda tarafların yükümlülüklerini yerine getirmesine kadar her alanla ilgili belirlemeler yapmıştır. İnsanın onu bir bütün olarak alıp hayatına yansıtması bir zorunluluktur. Aksi halde kitaba saygı onun fiziki yapısına ve maddi varlığına gösterilmekle sınırlı kalır. Bunun aşılması ve ondaki mesajın hayata yansıtılması gerekmektedir. Kur’an’la ilgili kapsamlı bilgiler tefsir usulü çalışmalarında, meallerde, tefsirlerin kendisinde konu ile ilgili ayetlerin izahında veya müstakil çalışmalarda kapsamlı olarak sunulmaktadır. Burada sorun insanlardaki bilgi yetersizliği değildir. Şüphesiz bilginin yeterli düzeyde olmamasının olumsuz etkileri vardır. Fakat asıl sorun ona ilginin lafızlarını hatim olarak okumaktan öteye geçememesidir.
Müslümanlar kainatın sözleri arasında Allah’ın kelamı olduğu kesin olarak bilinen mütevatır yolla nakledilmiş bir kitaba iman etmişlerdir. Bu iman onların buna gönül vermelerini ve onu özümsemelerini gerektirmektedir. Kur’an’ın gönderilmesiyle insandan istenen şey sadece hatim yapma ve sonunda dua etme değildir. Mutlaka onun lafızlarının okunması, dinlenmesi ve onunla mutlu olmak çok güzeldir. Fakat asıl beklenti onun hayata yansıtılması, içeriğinde sunulanların fark edilmesi ve doğru anlaşılmasıdır. Mümin kendisinin muhatap alındığını bilmekle yükümlüdür. “Sen ve siz” şeklindeki ifadelerin muhatabı hep Hz. Peygamber olarak düşünülür. Bunun böyle olduğunu kabul etmekle beraber her Müslüman kendisinin hedeflendiği, kendisine emirler verildiği, yasaklar getirildiği, uyarılar yapıldığı ve insandan bunları dikkate alması gerektiği mesajının verildiği de düşülmelidir. Muhatabı başkaları olarak görmek yeterli bir yaklaşım değildir. Her mümin kendisinin muhatap alındığını ve kendisine değer verildiğini bilmek durumundadır.
Ben Allah’ın kuluyum bu da Allah’ın kelamıdır. Öyleyse ben kul olarak onu anlamalıyım. Rabbimin bana neleri gönderdiğini fark etmeliyim düşüncesi mutlaka gereklidir. Aksi takdirde benimseme ve uygulama iradesi olmadan sadece lafızlarının okunması yeterli olmayacaktır. İçerikte verilmek istenenin kavranması mutlaka gereklidir. Onun gönül verilerek içten yaklaşılarak incelenmesi gerekmektedir. Kulun kulluk bilinciyle Allah’ın kelamını incelemesini kendisine bir yükümlülük olarak alması gerekmektedir. Onun hayırlı, olduğu (İsra 17/88), insanların doğru ve derin düşünmesini emrettiği (Sad 38/29), yanlış işlerin tamamından sakındırdığı bir realitedir (Hac 22/30). Fakat bu kitapla ilgili övgüleri dile getirmek, onun tarihini, elimize ulaşıncaya kadar kimlerin ona hizmetler sunduğu gibi teknik bilgiler mutlaka gereklidir. Fakat hepsinden önemlisi Müslümanların ona gönül vermesi, onun yolunda çaba içinde olması, onu kendi kitabı, kitabım, Rabbimin kelamı, Allah’ın bana gönderdiği kelam olarak içten gelen duygularla algılaması zorunludur.
Her bir mümin ilahi kelamla ilişkisini sorgulamak durumundadır. Hangi mealden okunursa okunsun, asıl olan onun ne demek istediği? Allah’ın bu kelam ile maksadının ne olduğu? Bununla neyi hedeflediği? Bu kelamın insanı nereye götürmeyi arzuladığının görülmesi gerekmektedir. Sürekli bu kitap yoluyla sevap kazanma çabasındaki insan şu kadar sevap kazandıktan sonra bir de bilgi kazanmak, irfan sahibi olmak, hikmetle hareket etmek, onu doğru algılamak ve sağlıklı değerlendirmek bir ihtiyaçtır. Onu sadece maddi hastalıklara şifa olarak görme yerine yanlışlıkların, hataların, günah, isyan ve tuğyanlarımıza da çare olarak görmemiz gerekmektedir. Ahlak sorununu çözmede onun getirdiği çözümler zulmü ve hak hukuk ihlalinin her çeşidine karşı getirdiği önerilen, kaybedilen dürüstlüğün ve erdemliliğin kazanılması için sunduklarının görülmesi daha ne zamana kadar tehir edilecektir. Allah’ın kelamı kullara iyilik ve doğruluk yolunu göstermiştir. Onun gösterdiklerini görmezden gelmek, bildirdiklerini dikkate alamamak ve ondan uzak olmak için mazeretler uydurmak, bahaneler aramak çare değildir. İnsan Kur’an’dan kaçıp nereye sığınacak? Hangi kapıda medet imdat bekleyecektir? Allah’ın kelamına ilgi duymayan insan kimin kelamıyla iflah olacaktır. İnsan Allah’ın kelamını dikkate almamak suretiyle kendisi zarar etmekte ve kendisini mutluluğa götürecek olan sözden ayrı kalmaktadır. İnsan Allah’ın kelamını dikkate almak suretiyle O’nun rızasını kazanacaktır.
Bu makale http://vanasyanur.net/default.asp tescilli olup, yazarın izni olmadan başka sitelerde yayınlanmasına müsade yoktur.
YYÜ. İlahiyat Fakültesi Öğretim Üyesi, VAN. E-mail: myyuceer@yahoo.com