Yoğun geçen bir dönemin son günüydü... ’şık oluyorum, oldum derken âşık olmuşum...
Sana açılmaktan, duygularımı ifade etmekten çok korkuyordum. Geride bıraktığım günler ise; duygu, düşünce ve hislerimi “ismi tafdil” gibi sana olan sevgimi daha da bir pekiştiriyordu...
Sen diyordum sen...
Seninle geleceğe dair olur olmaz hayaller kuruyordum. Muzari bir fiilin başına gelen س ve سَوْفَ harfleriyle, yakın ile uzak gelecek arasında, sana ait sarf edebileceğim en güzel sevgi sözcüklerini betimliyordum...
Günden güne hayatıma yayılan, büyüyüp yüreğime kök salan, bir sevgiye bedellendiğimi sende biliyordun bende...
Bütün bunlardan cesaret alarak karşına “seni seviyorum” diye çıktığım anda muzarii bir fiilin başına gelen “nefiy” edatlarının (لا- ما) yüzüne yansımasını fark etmiştim...
Bana “olmaz” diyeceğini hiç hesaba katmamıştım...
Neden diye sorduğumda ise, bana parmağında ki yüzüğü habire gösterip duruyordun. Oysaki ben senin yüreğinin “sülasi mücerred salim” bir fiil gibi illetsiz diye biliyordum, kim bilir belkide ben kendimi mevsuf olarak nitelediğim için sıfatında bana uyabileceği düşüncesiyle çıktım karşına. Yüreğinde ki mezidleri hesaba katmadan,إِنَّ ‘nin kardeşlerinden olan أَنَّ ile sana olan sevgimi ifade ederken beni لَيْتَ (keşke)ile hüsrana uğratabileceğini bir an olsun düşünemedim...
Bugünlerde başı öne eğik bir م (mim) harfi gibiyim. Bakışlarım soğudu bakan her göze, sözlerimse yakan birer alev misali, sen yüreğimden çekip gittin ya sevgili gökyüzü barışmaz artık güneşle, hiçbir ayrılık bu sancıyı yaşamadı inan, içimde gidişinle kalan cam kırıkları senden sonra ağlamayı ezberledi gözlerim öyle acı ki yokluğunla her an yeniden doğmak Anladım canan adı sensizlikmiş bu çaresizliğin.
Senden sonra gayrı munsarif bir kelime gibi o kadar güçsüzleştim ki ne tenvin-i nede bir esre’yi taşıyacak kadar mecalim yok. Son sözüm bir gün mübteda olarak benimle başlamak istersen eğer; unutma ki bir haber olarak seni hep bekleyeceğim...