Kur'an-ı Kerim’de Hz. İbrahim'in İsmail’le ilgili, Hz. Yusuf'un on bir yıldızın kendisine secde etmesiyle ilgili Hz. Muhammed (sav)'in Mekke’nin fethiyle ilgili, Mısır Meliki'nin kıtlıkla ilgili rüyalarından bahsedilir. (Saffat suresi, ayet: 103, Yusuf suresi, ayet: 4, Fetih suresi, ayet: 27, Yusuf suresi, ayet: 43) Sûfiler, Kur'an-ı Kerim’den hareketle rüyalara çok özel bir önem vermişlerdir.
İbn Haldun’a göre rüyaların farklı üç kaynaktan Allah’tan, meleklerden ve şeytandan gelebileceğini belirtir. İbn Haldun’a göre,
· Allah’tan gelen rüyalar apaçık olur ve yorum gerektirmez.
· Meleklerden gelen rüyalar tabir gerektirir.
· Şeytandan gelen rüyalar ise karışık olur.
İbn Haldun (ö. 1406) Mukaddime adlı ünlü eserinde rüya yorumunu, tefsir, hadis gibi dini bilimler arasında sayar.
Ünlü sufi Necmüddin Kübra rüya yorumu konusunda şu örnekleri veriyor:
“Mesela adi bir düşman köpek suretinde, haysiyetli bir düşman aslan şeklinde, büyük bir adam dağ biçiminde, padişah deniz tarzında, faydalı bir adam meyveli ağaç şeklinde, faydasız adam meyvesiz ağaç biçiminde, fayda ve rızk yemek halinde, dünya necaset ve koca karı vaziyetinde… tasavvur edilir, böyle suretlerde görülür. Tabir ilmindeki sır budur.”
İbn Haldun rüyalardaki simgeleştirmeye dikkat çekmektedir: Büyük sultanın deniz biçiminde, yılanın düşman biçiminde, kadınların çanak ve kap biçiminde algılanabileceğini belirtir. İbn Haldun’a göre rüyasında deniz ve yılan gören kimsenin bunun anlamını bilemeyeceğini, tabirin ancak erbabınca yapılabileceğine işaret eder. Tabirde, benzetme ve karinelerin öneminin altını çizer.
Bu konuda İbn Haldun’un aynı imgelerin kişinin durumuna göre çok farklı biçimlerde yorumlanabileceğini şöyle örnekler:
“Deniz, bir hadisede sultana, diğer bir hadisede dargınlığa, üçüncü bir hadisede kaygıya ve işlerin karışmasına delalet eder. Yılan bir hadisede düşman, diğer birinde sır saklamak, üçüncü bir hadisede hayat diye karine ve işaretlere göre tabir ve düşleri kanunlarına uygun olarak tevil eder.”
İbn Haldun, rüya tabirinde dikkat edilmesi gereken noktaları belirttikten sonra şunu vurgular: “… bu gibi şeylere dikkat etmediği takdirde tabiri karışır ve tabir kanun ve kaideleri altüst olur.”
Ruh sağlığımız, beden sağlığımız üzerinde son derece etkilidir. Çünkü hastalıklarımızın önemli bir kısmı psiko-somatik karakter taşır; yani hastalıklarımızın her ne kadar bedensel olsa da kökeninde psikolojik faktörler yatmaktadır. Gastrit, ülser ve hipertansiyon örneğinde olduğu gibi. Öyleyse ruh sağlığımız açısından rüyalarımıza gereken değeri vermemiz gerekiyor. Allah’ın her gün ortalama 2.5 saat rüyayı bize boşu boşuna gösterdiğini söylemek saçmalık olur.
Not: Bu makale yakında yayımlamayı planladığımız “Psikoterapiler ve Tasavvuf” isimli kapsamlı çalışmamızın rüya bahsine dayalı olarak hazırlanmıştır.